Gündem Yazısı: Aranızda Günahsız Olan, Ona İlk Taşı Atsın! – Erdem Selvin

“Aranızda Günahsız Olan, Ona İlk Taşı Atsın!”*

<Bu yazı Nisan 2013’te ifade özgürlüğü ve toplumsal cinsiyet üzerine yazılmıştır.>

İfade özgürlüğü modern zamanın en sık telaffuz edilen kavramlarından birisidir. Tarihe baktığımızda ise ifade özgürlüğü, ilk medeniyetlere kadar ulaşan bir hak arama mücadelesi ile elde edilmiş, günümüzde anayasa ile korunan ve devletlerarası ilişkilerle de tanımlanmış evrensel bir hürriyettir. Siyasal bir hak olarak bilinen ifade özgürlüğü, zamanla birçok alana yayılmış ve günümüzde her türlü ifadeyi, bilgiyi, düşünceyi her ortamda, hiçbir araç kısıtlaması gözetilmeksizin arama, alma ve verme hürriyetini kapsayan bir şekilde kullanılmaya başlanmıştır. Tanım gereği ifade özgürlüğünün korunması aynı zamanda insanların kendini ifade edebilecekleri ortamları ve araçları korumayı da kapsamaktadır. Başta sınırsız olarak tanımlanan bu hak, sorumluluk ilkesi ile birleştiğinde birçok sınırı da beraberinde getirmiştir.

Kısaca “İfade Özgürlüğü”İfade Özgürlüğü ve Toplumsal Cinsiyet 2

Antik Yunan’da Sokrates’in yargılanması yaşanan ilk ifade özgürlüğü davası olarak tarihe geçmiştir. Bundan itibaren yayılmaya başlamış ve Roma Devleti’nde din ve konuşma özgürlüğü şeklinde temel bir yapıya bürünmüştür. İngiltere’de 1689 yılında yayınlanan İnsan Hakları Beyannamesi’nde ilk kez karşımıza çıkan ifade özgürlüğü hakkı parlamentoda konuşma özgürlüğünü sağlamaya yönelik bir düzenlemeydi. 1789 yılında Fransız Devrimi sırasında ilan edilen İnsan ve Yurttaş Hakları Bildirisi ise bu hakkı devredilemez temel haklardan birisi olarak kabul etmişti. 1948 yılında Birleşmiş Milletler bu hakka İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi’nin 19. maddesinde yer vermiş ve şöyle demişti: “Her ferdin fikir ve fikirlerini açıklamak hürriyetine hakkı vardır. Bu hak fikirlerinden ötürü rahatsız edilmemek, memleket sınırları mevzubahis olmaksızın malumat ve fikirleri her vasıta ile aramak, elde etmek veya yaymak hakkını içerir.”

İfade özgürlüğünün sınırları sorumluluk ilkesinin yanı sıra bu hakkın diğer insan hakları ile çeliştiği durumlarda, daha çok muhafazakâr kesimlerin istekleri doğrultusunda her ülkede ayrı ayrı ortaya konmuştur. Örneğin ifade özgürlüğü adil yargılanma hakkı bağlamında bilgilere eşit ulaşımı da içerisinde barındırıyorken Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın 26. maddesinin, 2001 yılında çıkarılıp Türk Ceza Kanunu’na eklenen 2. bendinde “yargılama görevinin gereğine uygun olarak yerine getirilmesi” amacıyla ifade hürriyeti hakkının kendisinin dahi sınırlandırılabileceği belirtilmiştir. Bu örnekten yola çıkarak ifade özgürlüğü hakkında her ülkede farklı biçimlerde sınırlandırılmaya gidildiğini söylemek yanlış olmaz. Bir başka önemli konu ise, ifade özgürlüğü ile basın özgürlüğü kavramlarının birbirine karıştırılmaması gerektiğidir. Şöyle ki, basın kendi uygulamaları içerisinde bireylerin ifade özgürlüğünün dağıtım aşamasında tarafsızlık ilkesini bozduğu durumlarda kendi özgürlük hakkının sınırlarını belirlemiş olur.

İfade özgürlüğüne ilk sansürlemeler dini kurumların etkisi ile başlamıştır. Zamanla sansür, muhalif sesleri susturmak amacıyla iktidarda bulunanların prensiplerini paylaşmayan kişilere baskı mekanizması olarak kullanılmıştır. Bu mekanizmalar aynı zamanda toplumsal rollerin önceden belirlenmesi ve bir bakıma toplumsal cinsiyet temelli resmi veya resmi olmayan sansürlerin uygulanmasına neden olmaktadır.

Kısaca “Toplumsal Cinsiyet”

İfade Özgürlüğü ve Toplumsal Cinsiyet 1

Toplumsal cinsiyet, farklı kültürde, tarihin farklı anlarında ve farklı coğrafyalarda kadınlara ve erkeklere toplumsal olarak yüklenen roller ve sorumlulukları ifade eder. Toplumsal cinsiyet kısaca, sosyal yönden kadın ve erkeğe verilen roller, sorumluluklar olarak tanımlanır. Hepimiz dünyaya kız ya da oğlan olarak geliriz. Bu bizim seçtiğimiz bir şey değildir. Hangi kültürde, çağda yaşarsak yaşayalım, kız ya da erkek olarak doğmak, tıpkı ölümlü olmak gibi, biyolojik varlığımızın bir niteliğidir. Ancak daha doğum öncesinde kız bebeklerin eşyaları için pembe, erkek bebeklerin eşyaları için mavi rengin tercih edilmesiyle başlayan süreç, erkeklerin ve kadınların yapabileceği işler konusunda da yapay ayrımlar üretir. Bu çerçevede erkek cinsiyeti ile kadın cinsiyeti arasında toplumsal yaşama katılma düzeyi açısından farklılıklar oluşur. Sayısal bakımdan eşit olmakla beraber iki cinsin toplumsal alanda temsiliyetleri farklılaşır. Kadın cinsiyeti daha çok ev gibi özel alandan kalırken, erkek cinsiyeti dışarıda her türlü kamusal alanda kendini ifade eder. Çalışma yaşamından siyasete, sivil toplum örgütlenmesinden eğitime kadar her türlü kamusal alanda iki cins temelindeki bu görünüm toplumsal cinsiyet eşitsizliğini oluşturur.

Toplumsal cinsiyetin cinsiyet eşitsizliği oluşturması çoğu kez ekonomik temelli düşünülse de her bireyin kendini özgürce ifade edebilme hakkı da bu eşitsizliğe maruz kalmakta, siyasal ve sosyal alanda kadın ve LGBT bireylerin temel hakkı olan ifade özgürlüğü kısıtlanmaktadır. Yani erkek egemen toplumda konuşma hakkı da hep erkeklerin elinde kalmakta, İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi ile tanımlanan ifade özgürlüğü için özgür ortam yaratma ödevi de kadınların bu ortamlara erişim hakkına kota koyarak yerine getirilememektedir. Bunun yanında toplumsal cinsiyetin yarattığı sorunlara halen çözüm aranmaktadır. Örneğin; günümüzün en acil çözülmesi gereken problemi olan aile içi şiddetin de temelinde geçmişten gelen cinsiyet eşitsizliğinin kanıksanması yatıyor.

İfade Özgürlüğü ve Toplumsal Cinsiyet 3

Toplumsal cinsiyet temelli sansür kadın yazarlara, kadının özgürleşmesi için çaba harcayanlara, kısacası feminist harekete mensup tüm bireylere uygulanmakta, böylece temel bir hak olan ifade özgürlüğü muhafazakarlar, dindarlar ve siyasi karar mercilerince kısıtlanmaktadır. Aslında demokrasinin de vazgeçilmez unsurlarından olan ‘voice’ yani kendini ifade edebilme, ses çıkarabilme, söz söyleme hakkı kadın siyasetçilerin parlementoda erkeklere oranının bir şekilde artırılamamasıyla, halk üzerine daha fazla baskı mekanizmalarının uygulanmasıyla engellenmektedir.

Dünya genelinde ifade özgürlüğü hakkının uygulanmasında cinsiyet eşitsizliği nedeniyle sürekli sorunlar çıkmaktadır. Türkiye’de de durum çok farklı değil. Kadınlar, AB müzakere süreci, yeni anayasa süreci vb. demokratikleşme atılımlarında hep geri planda tutulmuştur. Örneğin; AB müzakere süreci, yalnızca teknik bir süreç değildir; asıl olarak politik tercihlerle, önceliklerle birebir ilişkilidir. ‘Siyasi kararlılık’ gerektirir. Dolayısıyla kadın yurttaşların görüş ve taleplerini dikkate almadan sadece uluslararası kararların zorlaması ile gelişen bir kadın politikası ancak kadın politikasızlığı olarak nitelendirilebilir.  Uluslararası işbirlikleri de yurttaş katılımına pek yakın değil ve ataerkil kurumsallaşmadan bağımsız kalamamaktadır.

Kadının toplumdaki konumunun daha da geliştirilmesi kadın örgütlerinin hükümetlerce desteklenmesine bağlıdır. Bunun yanında aile içi fiziksel ve psikolojik kötü muamele, cinsel istismar, zorla ve genellikle erken yaşta evlilikler hakkında devletin somut politikalar üretmesi gerekmektedir. Ardından uygulamadaki sorunların acilen çözülmesi gerekmektedir çünkü Türkiye’de yapılan ve yapılmaya çalışılan tüm koruyucu yasalar ve temel hakların uygulanmasında sürekli sorunlar çıkmakta, baskı için geniş yelpazede kullanılan mekanizmalar denetim için aksatılmaktadır. Tüm bunlara rağmen Türkiye’de cinsiyet eşitliği mücadelesi modernleşme çabalarının bir parçasıdır. Sivil toplum ağlarının güçlendirilmesi, hem cinsiyet eşitliği hem de yerel kalkınma ve demokrasi hedefleri doğrultusundaki çalışmalarına destek verilmesi, yalnızca kadınlar için değil, toplumumuzun bütünü için de vazgeçilmez bir gerekliliktir.

Woman’s World’ün Pekin Deklerasyonu için hazırladığı metin şöyle diyor; “Kendi değerlerimizi seslendirebileceğimiz kültürel ifade araçlarına ulaşmaya, mekana ve zamana ihtiyacımız var. Kültüre gerekli dikkat verilmediği takdirde sürdürülebilir ilerleme ve gerçek demokrasi mümkün değildir. Çünkü köklü değişimler mutlaka kültürle ilişkilidir. Kadınların sessizliği işte bu yüzden en az yoksulluk sorunu kadar önemlidir. Hatta kendisi yoksulluğun ve etkilerinin bir sonucudur.” Köktenciler, insanlığın geleneksel değerlerini savunduğunu söyleyerek bir bakıma toplumsal cinsiyeti destekleyerek cinsiyet eşitsizliğine zemin hazırlamaktadırlar. Bu bağlamda sivil toplum örgütleri, ifade özgürlüğünün kadın erkek eşitliği mücadelesinin temelinde yattığını tüm dünyaya haykırmaktadırlar. Umuyorum ki bu yazım konu hakkında bir nebze olsun fark yaratabilmiş, bu köklü mücadeleye katkı sağlayabilmiştir.

*Yuhanna İncili 8.bölümde (zinada yakalanan kadın), İsa, kadını yargılayıp cezalandırmak isteyen öfkeli kalabalığa bu sözü söyler. Ardından kadını kimse yargılayamaz, İsa da kadını affederek gönderir. Benim başlık olarak bu sözü seçmemin nedeni ise bu anektodun günümüzde farklı biçimlerde yaşanıyor olması. İçinde yaşadığımız zamanlarda, iktidarda olanın veya toplumsal normlarca kabul görmüş olanın sınırsız gücünü; diğer yandan, güçsüz, iktidarsız olanlarınsa her türlü haktan yoksun olduğunu, görünüşte hakka sahip olsalar da uygulamada büyük sorunların yaşandığını çok net bir biçimde anlatıyor bu söz. Ayrıca, kimin doğru, kimin yanlış olduğunu yargılamayı bırakıp günlük hayatı daha adil ve insancıl yaşamız gerektiğini anlatması ve başta dini gerekçelerle kullanılmaya başlayan sansür mekanizmalarının aslında dinde dahi yeri olmadığını anlatması bakımından çok değerli.

<Bu yazının yayınlanmasının kararlaştırılması öncesinde kendini özgürce ifade edebilme arzusu taşıyan tüm bireyler tarafından her yıl olduğu gibi bu yıl da geniş bir katılımla kutlanan 21. LGBT Onur Haftası – Taksim Onur Yürüyüşü’nden renkli görüntülerin birleştirilmesi ile oluşturulan bu güzel videoyu da ek olarak koymak istedim.>

KAYNAKÇA

1-) http://en.wikipedia.org/wiki/Freedom_of_speech

2-) http://t24.com.tr/yazi/ilk-tasi-gunahsiz-olan-atsin/4923

3-) http://www.indexoncensorship.org/2013/03/free-speech-feminism-international-womens-day/

4-) http://www.gata.edu.tr/ureme_sagligi/toplumsal_cinsiyet.htm

5-) Dr. Acuner, Selma. Yapıcı Sabırsızlık. KA-DER: Ankara 2006

6-) Avrupa Sosyal Politikası ve Kadın Hakları. Arı Hareketi, KA-DER: İstanbul 2005

7-) Cinsiyet Eşitliği Yolunda Yerel Politikalar Raporu KA-DER: Ankara 2006

Advertisements

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out / Change )

Connecting to %s