Understanding Brexit: Causes Rather Than Rumours

Understanding Brexit: Causes Rather Than Rumours

Since the referendum of Brexit, lots of rumours have emerged. Since the people of the Britain voted for “Leave”, agenda has been occupied with the scenarios that intended to answer the question “What’s next?”. At this point, in order to understand Brexit better, we need to focus on the mainsprings that caused Brexit, rather than the scenarios whose precisions cannot be tested. While focusing on this causality, simplification is important in this hot debate because as Karl Marx said: “Formulation of a question is its solution.”

United Kingdom has joined to European Community whose roots are from the Treaty of Rome in 1957. It is beneficial to note that, in 1975, a European Community referendum has been made.  The result of the referendum which was in the era of Labour Prime Minister Harold Wilson, was 66% “Yes” for remaining in the European Community.  In 1993, UK was one of the EU members that signed Maastricht Treaty, and one of the most powerful economies within the EU countries in the beginning of the 21st century. Because of this, UK is an attractive country for immigration. In addition to its economic conditions, easier standards on work and residence permit, made UK is one of the top destination countries for immigrants in the EU. This magnet effect, on the other hand, has created a xenophobia. We can list two driving forces as a consequence of xenophobia that have led UK to Brexit.

  • After the collapse of the Soviet Union, EU’s expansion policy to the Eastern Europe in the 21st century
  • After the 2008 financial crisis, drawbacks about European “Union” due to lack of fiscal discipline

Firstly, EU has fronted to Eastern Europe as a consequence of its expansion policy in the early 2000’s. One of the top destinations of the Eastern European countries that switched to better conditions, was UK. When we observe the demographic situation before the Brexit, Poles have the highest population strictly so far as a foreign born people living in the UK. By the 2015, proportion of foreign born population / total population was 12%. (Commonwealth citizens are included as foreign born people.) As it can be seen in the table, there are hundreds of thousands of people from Eastern Europe in the UK and, EU’s expansion policy is the mainspring of this situation.

Another data is about percentage of people in Britain perceive the immigration issue as a ‘problem’. Research findings show that in 2015, 45% percent of the Brits identified ‘immigration/race relations’ as a top issue facing the country, 77% percent of Brits today believe that immigration levels into the country should be reduced.

In short, it can be concluded that mainspring which triggered Brexit and caused a reaction against the idea of European “Union” in Britain, is xenophobia. Beside, 2008 financial crisis and Greece’s situation, caused serious drawbacks in Britain about the European Union in terms of cost/benefit of remaining as a member state of the EU. Although immigration issue is a mainspring, today’s hot debate on Brexit is based on the future of the British economy. At this point, for cabinet of the UK, there are two options on the table in terms of economic relations with EU: hard or soft Brexit. Although these two terms are popular in today’s Brexit ‘rumours’, the only decision maker on this issue is not just the cabinet of the UK, the opinion of the EU is also important.

Furkan Demirbaş

 

Advertisements

AVUSTURYA’DA İSLAMOFOBİNİN YÜKSELİŞİ

AVUSTURYA’DA İSLAMOFOBİNİN YÜKSELİŞİ

2016 cumhurbaşkanlığı seçimleri Avusturya’da bir yıla yakın süredir devam ediyor. İlk turda aşırı sağcı- popülist FPÖ’nün(Avusturya Özgürlük Partisi) adayı Norbert Hofer’in öne çıkması gözleri Avusturya’ya çevirmişti. Haziran ayında yapılan 2. turda ise Yeşiller Partisi’nin desteklediği Bağımsız aday Alexander Van der Bellen 30 bin oy farkla seçimi kazanmıştı. Ancak FPÖ mektupla kullanılan oyların sayımında usulsüzlük olduğu gerekçesiyle Anayasa Mahkemesi’ne başvurdu ve Mahkeme seçimi iptal ederek 2 Ekim’e erteledi. 2 Ekim’de yapılacak olan seçim başkentin aldığı kararla 4 Aralık’a ertelendi. Seçimin bu kadar uzun bir zamana yayılması, Aşırı sağcı Hofer’in oyların büyük bir bölümünü alması ve nicelik olarak önemli bir seçmen kitlesine hitap ediyor olması seçmenin neden radikal bir şekilde aşırı sağa ilgi gösterdiği sorusunu akıllara getirdi. Son yıllarda artan göç ve bunun neden olduğu yabancı karşıtlığı, FPÖ’nün aslında uzun yılardır siyasi arenada dile getirdiği ancak halk tabanında pek de karşılık bulamayan söylemlerini ön plana çıkardı. Artan göç ve yabancı karşıtlığının temelinde ise 21. Yüzyılın başlarından itibaren artarak belirgin hale gelen İslamofobi var. Müslüman vatandaşları için uyguladığı politikalarla birçok ülkeye örnek olan Avusturya’da İslamofobi özellikle son 10 yılda hızlı bir şekilde arttı.

Avusturya’nın tarih boyunca geçirdiği dönemlere bakıldığında ülkenin Müslümanlarla ve İslam kültürüyle uzun yıllar önce tanıştığı söylenebilir. Özellikle 17. yüzyıl bu “tanışma sürecinin” önemli bir noktası olarak Avusturyalıların kolektif hafızasında yer edinmiş durumdadır. 1683 yılında Osmanlı İmparatorluğu Viyana’yı kuşattığında, Avusturya bu kuşatmaya karşı koymuş ve İslam’ın Avrupa’nın içine girmesini engellemişti. Kendini Habsburg Hanedanı’nın halefi olarak gören Republik Österreich bu karşı koyuşu İslam’a karşı tarihi bir zafer olarak nitelendirmektedir. Ancak 1683 yılındaki bu zafer yalnızca Müslümanlarla karşılaşma ya da daha geniş olarak İslam kültürünü tanıma ile sınırlı kalmıştı. Habsburg Hanedanı 1908 yılında Bosna Hersek’i ilhak edince ülkenin geniş nüfusuna Müslüman halk da dâhil oldu. 1912’de ise Müslümanlar resmi olarak ülkenin dini zümrelerinden biri kabul edildi. Müslümanların kitlesel bir şekilde Avusturya’nın nüfusuna dâhil olması 20. Yüzyılın ilerleyen dönemlerinde artarak devam etti. 1970’lerde Türkiye’den Avusturya’ya yoğun bir işçi göçü yaşandı. Müslüman nüfusun artmasıyla kamusal alandaki düzenlemeler de zaruri hale geldi. 1979 yılında Avusturya İslam Cemaati(Islamische Glaubensgemeinschaft in Österreich) kuruldu ve böylece Müslümanlar kamusal hukuk çerçevesinde bir statü kazanmış oldu. Bu statü sayesinde Müslümanlar dini sembolleri kamusal alanda kullanmak gibi önemli kazanımlar elde ettiler.

İslamofobi, diğer Avrupa ülkeleriyle karşılaştırıldığında Avusturya’da çok daha yeni bir olgu. Avusturya vatandaşları için İslami radikalizm sadece yurtdışında görülen bir durumdu; çünkü ülkedeki Müslümanların çoğu radikal İslamcılık’a açık bir şekilde sempati duymuyordu. Müslümanların ve diğer Avusturya vatandaşlarının birbirlerine karşı hoşgörüsü Müslümanların popülist politikacıların hedefi haline gelmesini de engellemişti. Öte yandan Avusturya’nın Müslüman vatandaşları için uyguladığı politikalar birçok ülke için örnek teşkil ediyordu. Zaman zaman Avusturya’da da Müslüman karşıtı şiddetin yükseldiği durumlar görüldü; ancak bu durum çok kısa sürüyor ve yalnızca azınlık bir grup tarafından dile getiriliyordu. Ne yazık ki Avusturya’da da 21.yüzyılın ilk yıllarından itibaren ipler gerilmeye başladı. Ocak 2003’te Avusturya İslam Cemaati başkanı Anas Schakfer, diğer Avusturya vatandaşlarının Müslümanlara karşı artan muhalefetiyle ilgili endişelerini dile getirdi. Müslümanlar ve diğer Avusturyalılar arasındaki ilişkilerde ilk radikal değişim 2004 yılının sonbaharında gerçekleşti. News adlı haftalık mecmua, Viyana’daki iki Müslüman okulun kullandığı kitabın Müslümanların çevrelerinde yaşayan gayrimüslimlerden nefret etmelerine neden olduğunu yazdı. Bu olaya kadar Avusturyalılar İslamcılığı yalnızca medya aracılığıyla yurtdışında yaşananlardan öğrenmişlerdi. Çünkü o zamana kadar medya organlarında ülkedeki Müslümanların sosyal yaşamlarıyla ilgili düzenli ve dikkate değer haberler yapılmıyordu. O yıl gerilimin tırmanmasına neden olan bir diğer durum ise FPÖ’nün Viyana Belediye Başkanlığı seçimlerinde “Pummerin statt Muezzin*( Müezzin yerine Pummerin)” sloganını kullanmasıydı. Bundan sonra Katolik nüfusun keskin bir şekilde Müslümanlara tavır aldığı görüldü. Aslında 2005’ten önce toplumun büyük bir bölümü İslam’ı tehdit unsuru olarak görmüyordu ve ülkedeki popülist politikacıların söylemleri yalnızca Müslümanları değil, bütün yabancıları hedef alıyordu.

2006 yılına gelindiğinde medyada Müslümanlardan daha fazla söz edilmeye başlandı ve 2007 yılında İslam ile ilgili günlük haberler sıklıkla yapılır oldu. Medyada Müslüman vatandaşlarla ilgili sürekli yapılan bu haberler bir süre sonra ülkede İslamcılık korkusunun büyümesine neden oldu. Bu haberler yapılırken İslam ve İslamcılık arasındaki büyük farklar göz ardı edildiği için insanlarda genel olarak “ sosyal meseleler Müslümanların davranışlarında rol oynamıyor, bütün Müslümanlar tehlikeli ve terörizme meyilli” algısı oluştu. Klaus Hödl’e göre Avusturya vatandaşlarının asıl korkusu yerel Müslüman halkla ilgili değil, Türkiye’nin AB’ye girme çabalarıyla ilgiliydi. Çünkü Türkiye’nin AB’ye girmesiyle Avrupa’nın Müslüman nüfusu birdenbire artacak ve İslam kültürü Avrupa ülkelerini derin bir şekilde etkileyecekti.

Medyanın getirdiği akımla birlikte halk tabanında İslamofobi artarken siyasi kanatta da bazı gerilimler yaşanıyordu. Avusturya İçişleri Bakanı Liese Prokop 2005 baharında başörtüsü takan öğretmenlerle ilgili “sorunu” olduğunu ve ülkesinin zorla evlendirme, töre cinayeti konularla mücadele etmesi gerektiğini söyledi. Prokop’a kendi partisi olan muhafazakâr ÖVP de dâhil olmak üzere ülkedeki bütün partiler tepki gösterdi. Ancak bu tepki uzun sürmedi; çünkü tam da o dönemde Berlin’de işlenen bir töre cinayeti Avusturya medyasında geniş yankı uyandırdı. Aşırı sağcı partiler de bu durumu çok iyi şekilde kendi lehlerinde kullandılar. Jörg Haider öncülüğündeki FPÖ, onun 2008 yılındaki ölümüne kadar İslamofobik söylemlerini zaten sert bir şekilde dile getiriyordu. Haider’in ölümünden sonra ise durum değişmedi. Özellikle son beş yıldaki göç dalgası İslamofobik söylemlerin sesinin daha da yükselmesine neden oldu. 2016 seçimlerinde de en önemli gündem maddesi göçmen kriziydi. 2015 yılında Avusturya’ya 90 bin kişi iltica başvurusunda bulunmuştu ve bu durum FPÖ’nün adayı Hofer’e olan sempatiyi artırmıştı.  Parti’nin genel başkanı Heinz-Christian Strache yakın zamanda Euronews’a verdiği röportajda şunları söyledi: “…Ancak her şeyin ötesinde Avrupa, Yahudi ve Hristiyan değerlere bağlı kalarak yaşamalı. Bu değerler korunmalı ve gelecek nesiller için güvence altına alınmalı”.

Sonuç olarak, Avusturya’da 21. yüzyılın ilk yıllarından beri artarak devam eden İslamofobi ülkedeki Müslümanlar için gerçekten endişe verici. 2010 yılındaki verilere göre Avusturya’da 500 bin Müslüman yaşıyordu ve çoğunluğu Türkiye’den veya Bosna Hersek’ten olan Müslümanlar ülke nüfusunun %4.5’ini oluşturuyordu. Yine 2010 yılının Nisan ayında yapılan ankete göre, Avusturyalıların %50’den fazlası İslam’a korkuyla yaklaşıyor ve %71’i İslam’ın demokrasi, özgürlük ve hoşgörü gibi değerlere uyumlu olmadığını düşünüyordu. Asıl endişe verici olan durum ise bu düşüncelerin yalnızca birkaç insanı etkileyen bir durum değil, toplumu karakterize eden bir durum olması. Avusturya vatandaşlarının bu konuyla ilgili fikirlerinin güncel olarak nasıl olduğunu 4 Aralık’taki cumhurbaşkanlığı seçimlerinde göreceğiz. Norbert Hofer’in seçimi kazanmış olması durumunda Avusturya’nın toplumsal olarak nasıl şekilleneceği büyük bir merak konusu. Seçimleri takip eden uzmanların Hofer’in olası bir zaferinin toplumu kutuplaştıracağı yönündeki açıklamalarına rağmen, seçim sonucu ne olursa olsun tüm Avusturya vatandaşlarının yeniden birbirlerine karşı hoşgörülü olmaya başlayacağı hala taze tutulan bir umut.

REFERANSLAR 

Adler, K. (n.d.). Avrupa’da aşırı sağ gerçekten yükseliyor mu? Retrieved October 19, 2016, from http://www.bbc.com/turkce/haberler/2016/04/160428_avrupa_asiri_sag

E. (2016). Avusturya: Aşırı sağın yükselişi. Retrieved October 19, 2016, from http://tr.euronews.com/2016/09/23/avusturya-asiri-sagin-yukselisi

Klaus Hödl(2010) Islamophia in Austria: The Recent Emergence of Anti-Muslim Sentiments in the Country, Journal of Muslim Minority Affairs, 30:4, 443-456

Türkçe, B. (n.d.). Avusturya Cumhurbaşkanlığı seçimi: Aşırı sağ ve Yeşiller başa baş. Retrieved October 19, 2016, from http://www.bbc.com/turkce/haberler/2016/05/160522_avusturya_secimler

Selen Duruşkan tarafından hazırlandı.