FRANSA SEÇİMLERİ ÜZERİNE

“İlk turda istediğiniz aday için oy verirsiniz, ikinci turdaysa korktuğunuz adaya karşı”. Robert Tombs, Fransa konusunda uzmanlaşan tarih profesörü ve yazar, Fransa’nın cumhurbaşkanlığı seçim sistemini bu şekilde anlatıyor. 11 Ağustos’ta Le Figaro gazetesinde yayınlanan bir kamuoyu yoklaması da bu tespitle paralel. Ankete katılan Fransızların sadece %36’sı Macron’un politikalarını olumlu bulduğunu belirtmiş. Bu durumun sebebi olarak Macron’un seçildikten sonraki ilk yüz gününde büyük hayal kırıklığı yarattığını düşünmektense seçmenlerin çoğunluğunun Macron’un politikalarını baştan beri desteklemediğini, radikal sağ parti adayı Marine Le Pen’in cumhurbaşkanı olmaması için Macron’a oy verdiğini düşünmek daha akla yatkın çünkü Macron’un  seçim vaatleriyle ilk icraatleri paralel; özel sektöre avantaj sağlayan kanunlar ve Avrupa Birliği’ne destek veren açıklamalar. Yani cumhurbaşkanlığı seçiminin ikinci  basamağında %66.1 oy alan Macron’un merkez liberal politikalarının Fransız toplumunda aynı oranda destek bulduğu ya da bulacağını söylemek güç olur. Toplumun politik yönelimlerini anlamak ve bu yönelimlerin toplumda ne kadar karşılık bulduğunu görmek için cumhurbaşkanlığı seçiminin ilk turunun sonuçlarını yorumlamak daha yerinde olacaktır.

Seçimin en büyük kaybedeni olarak gösterilen Sosyalist Parti(PS) ile başlayalım. 2012’deki cumhurbaşkanlığı seçiminin ilk turunda partinin adayı Hollande %28.6 oy almıştı. PS’nin 2016’da 42,300 kayıtlı üyesi vardı. Bu sayı 2014’te 60,000 ve 2012’de 173,486 olarak açıklanmıştı. Yani parti uzun zamandır halk desteğini yitirmekteydi. Hollande’ın 2014-2016 yılları arasında  başbakanlığını yapan Manuel Valls (ki kendisi 6 Aralık 2016’da başbakanlık görevinden istifa ettikten sonra PS’den ayrılmış, 27 Haziran 2017’de Macron’un En Marche! hareketine katılmıştı.) verdiği bir demeçte PS’nin yeni lideri Benoît Hamon’u parti içinde heyecan uyandırmamakla suçlamıştı. Ancak 1969’dan beri Fransız siyasi hayatında, farklı adlar altında olsa da, önemli rol oynayan solun bu en büyük partisinin tarihi başarısızlığını sadece çoşkusuzluğa bağlamak olayı çok basite indirgemek olur. Hamon’un radikal kişiliğinin partinin özellikle sağa meyilli ılıman kesimleri arasında hoş karşılanmadığı doğru (Hamon’un seçim vaatleri arasında esrarı legalleştirmek ve ilave vergiler de vardı.). Ancak PS radikal sola meyilli seçmenlerini de elinde tutmayı başaramadı. 2016’da çıkarılan İş Kanunu ya da El Khomri Kanunu sol kesim tarafından sosyalist bir hükümet için utanç verici bir yasa olarak tanımlandı. Fas doğumlu Çalışma Bakanı Meriam El Khomri’yle özdeşleşen kanun iş veren lehine pek çok madde içeriyordu. Hollande ise yeni İş Yasası’nın iş verenleri istihdama özendirerek işsizlik oranlarını düşürmek amacıyla çıkarıldığını söyledi. Yeni yasa büyük tepkiyle karşılaştı. 31 Mart 2016’da başlayan “Nuit Debout”(Up All Night) olarak anılan protestolar sırasında Paris başta olmak üzere tüm Fransız şehirlerinde büyük kalabalıklar meydanları işgal etti. Sonuç olarak Melanchon’un  La France Insoumise(France Unbowed) memnuniyetsiz sol kitlenin, Macron’un En Marche! hareketi de memnuniyetsiz sağa meyilli kitlenin oylarını aldı. Yani politik spektrumda her iki yanında meydana çıkan ve PS’nin oyunu bölen büyük hareketler ve Sosyalist Hollande’ın özellikle ekonomi başta olmak üzere başarısız bir cumhurbaşkanlığı dönemi geçirmesi (yüksek işssizlik, düşük ekonomik büyüme hızı) PS’nin seçim başarısızlığının sebepleri olarak sayılabilir.

En Marche!’ın zaferinin gölgesinde kalsa da Şubat 2016’da kurulan ”La France Insoumise” hareketi %19.6 oy alarak Fransa’da solu temsil eden en büyük parti oldu. Partinin kurucusu ve cumhurbaşkanı adayı Jean-Luc Mélenchon 1977-2008 arasında PS’de aktif olarak siyaset yapmış ve Ségolène Royal 2008’de PS’nin başına geçtikten sonra PS’yi yüzünü sağa dönmekle suçlayıp partiden istifa etmişti. Eşcinsel evlilik, kadınların kürtaj hakkı ve esrarın yasallaşması taraftarı olan Melenchon politikasını sol popülizm olarak tanımlıyor. Yukarıda da değinildiği gibi ”La France Insoumise”in seçmenlerinin bir kısmı PS’den kopan radikal sol eğilimli kitleler. Ayrıca sosyal devlet anlayışının hakim olduğu Fransa’da Macron’un liberal politikalarının bu anlayışa zarar vereceğini düşünen, Melenchon’un “acı ve sefaleti para ve altına çeviren” bir mekanizma olarak bahsettiği serbest pazardan korkan kitle de bu hareketi destekledi.

Marine Le Pen’in liderliğindeki Ulusal Cephe(Front National) ise terör,işsizlik ve ekonomik durgunluk üzerinden seçim kampanyasını yürüttü. İlginç bir nokta da şu ki radikal sol Melenchon’dan sonra 18-24 yaş arası seçmenin en yaygın ikinci tercihi radikal sağ Ulusal Cephe. Bu tercihin sebeplerinden biri olarak gençler arasındaki yüksek işsizlik oranı (Temmuz 2017 verilerine göre %23.40) gösteriliyor. Le Pen kampanyası boyunca kadın kimliğini vurgulasa da feministler kürtajı Fransızlar için soykırım olarak tanımladığı ve seçim bildirisinde kadın sorunlarına yer vermediği için Le Pen’i iki yüzlülük ile suçluyor. Le Pen islami örtü biçimlerini hedef alan konuşmaları nedeniyle müslüman kökenli Fransız kadın seçmenler arasında da popüler değil. 2017 seçimleri ile ilgili güncel istatisliklere ulaşamasam da 2012’de Le Pen’e desteğin erkekler arasında %20 iken kadınlar arasında %17 olması güncel seçim tercihleri hakkında da fikir verebilir ki zaten yapılan araştırmalar kadınların milletlerinden bağımsız olarak erkeklere oranla radikal sağ partilere daha az meyilli olduğunu ortaya koyuyor.

aaa

Sarkozy’nin de partisi olan merkez sağcı Cumhuriyetçi Parti’nin adayı François Fillon seçimlerden bir kaç ay önce kamuoyu yoklamalarında Le Pen’den daha popüler olarak gözüküyordu. Ancak Amerikan başkanlık seçimi sırasında Hillary Clinton’ın başına gelenlere benzer bir olay Fillon’un da başına geldi. Clinton’ın resmi işler için de kendi kişisel e-mail hesabını kullandığı, bundan dolayı siyasi makamlarla yapılmış olsa bile yazışmaların resmi kayıtlara girmediği, FBI’ın seçimlere kısa süre kala başladığı bir soruşturma kapsamında ortaya çıkmıştı. Trump “sahtekar Hillary” diyerek bu olayı propaganda malzemesi haline getirmiş, Clinton da daha sonra seçimi kaybetmesinin sebeplerinden biri olarak bu soruşturmayı göstermişti. Benzer şekilde 26 Ocak’ta “Canard Enchaîné” gazetesi Fillon’un eşi Penelope’un kocasının asistanı gibi gözükerek uzun yıllardır devletten maaş aldığı ve bu yolla 900.000 Euro’ya yakın kazanç elde ettiğini gösteren belgeleri yayınladı. Ardından Penelope Fillon’un “Hiçbir zaman kocamın asistanlığını yapmadım.” dediği bir video internete düştü. Bu olay Fillon’un popüleritesini ciddi oranda etkiledi. Özellikle gençler arasında oldukça düşük oy oranlarına sahip Cumhuriyetçi Parti, yolsuzluğa meyilli ve dinamizmden uzak olarak algılandı. 2017 başında seçimlerin favori adayı olarak gösterilen Fillon birinci turda %20 oy aldı ve ikinci tura kalamadı.

Ve Mayıs 2016’da kurulan En Marche! hareketi. Seçim sürecinde Macron’a en büyük eleştiri liberal görüşlerinden dolayı geldi. 2. Dünya Savaşı’ndan sonra cumhurbaşkanı Charles De Gaulle önderliğinde atılan adımlar Fransız ekonomisini devlet kontrolü altında büyütme temeline dayanıyordu. Ulaşım, telekominikasyon ve enerji başta olmak üzere pek çok alanda, 1980’lerden sonra azalma eğiliminde olsa da, devletin ağırlığı hala hissediliyor. 2016’da GSYH’sinin %56.2’si kamu tarafından harcanan Fransa’da (bu oran Birleşik Krallık’ta %42.1, ABD’de %34.0) yeni cumhurbaşkanı Macron’un hedeflerinden biri de ekonomide devlet etkisini azaltmak. Vergi oranlarını azaltma yoluyla bireylerin alım gücünün artırılması dolayısıyla tüketimin devlet değil de birey eliyle yapılması hedefleniyor. Devletin bireyleri doğrudan destekleme politikasından vazgeçilmesi ihtimali yukarıda da değinildiği gibi toplumun bir kesiminin radikal sol oluşumlara kaymasına sebep oldu. El Khomri Kanunu çıktığında Ekonomi Bakanı olan Macron’un bu yasaya destek vermesi, hatta şu an yasanın maddelerini iş veren lehinde daha da genişleten bazı değişikliklerin hazırlıklarının yapılması da özellikle sol kesimden tepki çekti. Şehirli ve eğitimli kesim arasındaysa Macron’un politikaları oldukça destek buluyor, örneğin ülke genelinde gençler arasında Macron’un oyu %8-9 civarında olsa da üniversite öğrencisi ya da mezunu gençler arasında Macron en popüler tercih oldu. Avrupa Birliği’yle yakın ilişkiler ve daha rekabetçi bir ekonomik ortamın, daha eğitimli ve dolayısıyla muhtemelen  daha yüksek gelire sahip kişiler arasında desteklendiğini aynı yaş grubundan ama farklı sosyo-ekonomik arkaplanlardan gençlerin bu tercihine bakarak da söyleyebiliriz.

Fransa’da dördü %20 civarında oy alan 5 partiyi destekleyenlerin neden desteklediğini, karşıtlarının neden karşı olduğunu kısaca açıklamaya çalıştım. Bu partilerden ikisinin 2016’da kurulan partiler olduğu göz önüne alındığında Fransız seçmenin karar vermesinde çoğu zaman alışkanlıkların değil de partinin vaatlerinin ve icraatlerinin etkili olduğu görülebiliyor. Eğer Macron’un serbest pazar yanlısı politikaları işsizliği azaltmazsa ya da Avrupa Birliği taraftarı hamleleri toplumda göçmenlere ya da Euro’ya karşı öfkeyi tetiklerse bir sonraki seçimde vaatlerini doğru seçen ve anlatan partinin, aşırı sağ ya da aşırı sol fark etmeksizin destek göreceği söylenebilir.

Esra Çiğdem

Kaynaklar   

Advertisements

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out / Change )

Connecting to %s